Ana içeriğe atla

Kim İyiliği Emrediyor?

 



Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle söylediğini işittim, dedi:

- Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse onu hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle değiştirsin. İmanın en zayıfı da budur.

Emr-i bi’l ma'ruf ve nehy-i ani’l münker ( iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek) ümmete, kitab, sünnet ve icmâ ile sabit olan bir farzdır. 




«Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülüğü men eden bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.»   
           (Al-i İmran: 104) 

Aile reisinin hanımı ve çocukları için, bir beldede, bu işi kendisinden başka yapacak kimse bulunmazsa o kimse için, iyiliği emir ve kötülükten men etmek farz-ı ayındır.

(Farzı ayn: Mükellef olan herkes tarafından mutlaka yerine getirilmesi îcâb eden farz demektir. Vakit namazlarını kılmak, oruç tutmak gibi...)

Bu vazife çok mühim bir iştir. Cemiyetin düzelmesi ancak iyilikleri emir ve kötülüklerden men etmekle mümkündür.

Ancak, emri bi’l ma'ruf ve nehy-i ani’l münker yapacak kimselerin, kaba, bu işe nefsini karıştıran, sevilmeyen, ve aşırıya kaçan kişilerden olmaması gerekir.

Emir ve nehiy yapacak kimseler, bilgili, edepli, merhametli, emrettiği şeyi kendisi yapan, nehyettiği şeyden kendisi de kaçınan biri olmalıdır. 

Eğer emir ve nehiy ettiği şeyler kendisinde de mevcutsa, o zaman önce kendi nefsine emir ve nehiy yapıp ve sonra da aynı şeyleri başkalarına yapmalıdır. 

"İnsanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz?" (Bakara: 44)

Zamanımızda emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker vazifesi aşırı derecede ihmal edilmektedir. Ya can ve malımıza, ya makam ve mevkîmize veya insanlar arasındaki itibarımıza zarar vereceği veyahut da emir ve nehiy yapacağımız kişi veya kişileri gücendireceğimiz endişesi ile bu mühim vazifeyi terk etmekteyiz.

Allah'ın rızasını talep edenler, iyilikleri emir ve kötülüklerden nehiy işine ehemmiyetle sarılmalı ve bu hususta hiçbir kimsenin kınamasına aldırış etmemeli ve hiç kimseden korkmamalıdır. 

"Allah kendi dinine yardım edene, elbette yardım edecektir." (Hac: 40) 





"Yoksa insanlar hiç imtihan olunmadan, iman ettik demekle bırakılacaklarını mı sandılar? Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah doğruları mutlaka ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır." (Ankebut: 2-3)

Emir ve nehiy yapamayışımızın sebepleri şu hadis-i şerifte ne güzel ifade edilmektedir: «Sizi iki sarhoşluk sarmıştır: Yaşama sarhoşluğu ve cehâlet sarhoşluğu. Bundan dolayı emr-i bi’l ma'ruf ve nehy-i ani’l münker yapamıyorsunuz. Kitap ve sünnetle kaim olanlar ilk muhacir ve ensar gibidirler." (Ebu Naim)

Diğer bir hadis-i şerifte  de şöyle buyurulmaktadır: «Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin olsun ki, ya iyilikleri emreder ve halkı kötülüklerden alıkoymaya çalışırsınız, yahut Allah'ın üzerinize bir azab göndermesi yakındır. Sonra Allah'a dua edersiniz de duanız kabul olunmaz.» (Tirmizi)

«İsrailoğullarına (dinî cihetten) arız olan ilk noksanlık (onlardan) bir adam  (günah işleyen) bir adamla karşılaşır da: "Bana bak! Allah'tan kork, işlemekte bulunduğun şeyi terk et. Zira o sana helâl değildir" der de  daha sonra, ertesi gün ona aynı hâlinde devam ederken karşı gelir, bu hâl kendisini onunla yiyip içmekten, oturup kalkmaktan alıkoymazdı. Onlar böyle yaptıkları vakit, Allah kâlblerini birbirine benzetti» dedi. Sonra şu ayeti okudu: “İsrail oğullarından olup da küfredenlere, Davud’un da, Meryem oğlu İsa'nın da diliyle lânet olunmuştur. Bunun sebebi isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi. Onlar, işledikleri herhangi fenalıktan birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Hakikat yapmakta devam ettikleri (bu hâl) ne kötü idi. İçlerinden bir çoğunu görürsün ki (Peygambere ve mü'minlere olan buğzlarından dolayı) kâfirlerle dostluk ederler. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü (o kötü hareketler) andolsun ne çirkin şeylerdir. (Çünkü onların kazancı) Allah'ın kendilerine gazab etmesi ve onların o azab içinde ebedî kalıcı olmalarıdır. Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu, fâsık kimselerdir”. (Maide)



Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

«Benden önce Allah'ın hiçbir ümmete gönderdiği bir peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden havarileri ve sünnetine tâbi olan ve emrine uyan ashabı olmasın. Kıssa şu ki sonra onların ardından yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıkları şeyleri yapan bir takım kötü nesiller meydana çıkar. İşte kim bunlara karşı eliyle mücadele ederse o mü'mindir. Kim onlara karşı diliyle mücadele ederse o da mü'mindir. Kim onlara karşı kalbiyle mücadele ederse o da mü'mindir. Ama bunun ötesinde imandan bir hardal tanesi de yoktur.» buyurmuştur. (Müslim)


En çok okunanlar

Kim sıkıntı gideriyor?

“ Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.  Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır.   Kim bir Müslümanın ayıbını örterse,  Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.”                   (Ebû Dâvûd, Edeb, 60) Hadis-i şerifte söz edilen sıkıntıları gideren insan olmak için küçük fırsatları değerlendirerek başlayabiliriz. Trafikte, sokakta, iş yerinde, apartmanda karşılaştığımız insanlara biraz daha hoşgörülü olmak, ev halkıyla daha iyi geçinmek, karşılaştığımız insanlara tebessüm etmek, ihtiyaç sahibi biri geldiğinde sadaka vermek, bizden herhangi bir yardım istendiğinde yardım etmek gibi basit fiillerle başlayabiliriz. Bunların dışında başkalarına zararımızın dokunmamasını b...

Arkadaşın kim?

Ebu Hureyre radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:  Kişi arkadaşının dini üzerinedir. Sizden her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına baksın. Kişinin arkadaşındaki ahlâk, güzellik ve iyiliklerden ne varsa ona benzer şeyler, kendisinde de var demektir.  Peki iyi insan kimdir, sorusunu Allah (cc) Kuran-ı Kerimde şu şekilde cevaplıyor : Onlar, Allah´a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.                              (Âl-i İmrân 3) Kişinin arkadaşı kötü biriyse arkadaşında bulunan kötü davranış, ahlâksızlık, yalancılık, boş işler, aşırılıklar da farkında olsa da olmasa da kendisinde de mevcuttur. Çünkü zıtlar uzun müddet bir arada bulunamaz.  Su ateşe dökülünce ya ateş söner ya da su buharlaşarak su olmaktan çıkar. Zıt karakterler  ya ayrılırl...

Maun Suresi Ne Diyor?

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile.  Gördün mü o, dîne (ceza gününe ve âhirete) inanmayanı?  İşte hak dîne ve ceza gününe inanmayan, o kimsedir ki: Öksüzü itip kakar, çaresizin ve yoksulun yiyeceğine dair teşvikte bulunmaz; ne kendisi doyurur, ne de başkalarının doyurması için kayırır.  Vay o namaz kılanların hâline ki, onlar namazlarını gereği gibi ciddi bir vazife olarak yapmazlar.  Onlar ki gösteriş için yaparlar ve yardımlığı sakınırlar (kimseye bir damla şey vermek istemezler .)” Bu sûre bize şunları bildirmektedir: İnsanlar, yaptıkları iyilik veya kötülüğün karşılığını mutlaka görecekler. "Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler." (Sure No:28  Ayet No :84) Herkesin bir gün olup da ettiklerini bulmaları Allahü Teâlâ’nın inanılması gerekli kesin kanunu, hak dînidir. Buna inanmayıp da “Dînin aslı yoktur; öldükten sonra ettiklerimizin mükâfat...

Lâ ( Tercih)

" Lâ ilâhe illallah " ifadesinin anlamını Müslüman bir toplumda dünyaya gelmiş, neredeyse her insan "Allah'tan başka ilah yoktur." olarak bilir. Peki bu ifadenin (kelime-i tevhidin) yaşama yansıması nedir?  Ben Allah'tan başka bir yaratıcı ya da tanrı tanımıyorum, sadece Allah'ı yaratıcı olarak tanıyorum demek ile kelime- i tevhid anlamı tamam oluyor mu? Bu sözü söylemek tek başına yeter mi? Şimdi bu ifade üzerine düşünelim:       Ezan sesini duyuyorsun, aklının bir köşesinden gelen fısıltı namaz kılmak zorunda olduğunu söylüyor, Allah'a olan kulluğunu göstermek zamanı, diyor.  Düşünüyorsun, şimdi kalkacaksın, abdest alacaksın, üstüne başına çeki düzen vereceksin, camiye gitsem mi, evde mi kılsam ya da hiç kılmasam mı?   İnsanın kafasından geçen bu çelişkili haller için işte kelime-i tevhid ifadesi :" lâ (hayır) ilâhe (ilahlara) illallah ( Allah'tan başka). Allah'ın emri ile nefsi arasında tercih y...

Boş Sözler

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Malâyânîyi terk etmek kişinin İslâm’ının güzelliğindendir.  Malâyânî : Din ve dünya açısından faydası olmayan ve Allah rızasını kazanmak bakımından yararlı bulunmayan bütün sözlerdir.  Bir kişinin yediği yemekten, giydiği  elbiseden, evi için yaptığı alışverişten bahsetmesi gibi. Bunları konuşmak mübah olduğu hâlde, din ve dünyaya faydası olmayan sözlerdir. Mübah olan konuşmalar malâyanî olunca haram ve mekruh olan konuşmalar, evveliyetle malâyanî olur. Zaman , boş ve faydasız söz ve fiillerle ziyan edilmemelidir.   « Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. » (Mü'minun: 3)  Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: « Âdemoğlu sabahladığı zaman bütün organlar dilden kifayetli olmasını isteyerek derler ki: Bizim hakkımızda Allah'tan kork! Çünkü bizim istikametimiz sana bağlıdır. Sen istikamette olursan, biz de istikamette oluruz.Sen ...

Tevbe

Tevbe insanın kendi sınırlarına dönüşüdür. Haddini aşarak başkalarının hakkına girmiş ya da Allah'ın sınırlarını aşmış insanın sınırlarına dönüşüdür. Günahlar aynı zamanda insanın zayıf yönünü ya da zaaflarını öğrenme şekildir Sıradan bir insana yapılan bir yanlışlık için bile özür gerekirken, Allah azze ve cellenin emir ve yasaklarını çiğnemek ve üzerine nedamet getirmemek olur mu?   Yanlışlıkta inat etmek aslında kibre kapılmak, büyüklük taslamaktır. Suçundan  vazgeçmeyen, tövbe etmeyen insan ya Allah'ı tanımıyor ya da onun bağışlamasından umudunu kesmiştir. Kişinin günahlarını Allah'ın affından büyük görerek af dilememesi, Allah'ın gafur ve rahim sıfatlarına tezattır. Oysa Allah (cc) kullarını çokça  bağışlayandır, O gâfurdur, rahimdir. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah´ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah´tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işled...

Ahkâm Kesmek

Sözlük anlamı  "çekinmeden herhangi bir konuda kesin yargılarda bulunmak, bilir bilmez konuşmak"  olan ahkâm kesmek hepimizin neredeyse her konuda düşünmeden yaptığı bir hal oldu ne yazık ki. İşin aslı insanın kıt aklına fazla güvenmesi de desek yanlış olmaz . Günümüz insanlarının çoğu ifade özgürlüğü ile ahkâm kesmek arasındaki farkı ya bilmiyor ya da meseleye kendini üstün görmekten kaynaklı bir rahatlık içinde yaklaşıyor.  Duyduğu, tanık olduğu, sosyal medya üzerinden edindiği her konu ama istisnasız her konu hakkında fikir yürütmenin ötesine geçerek, yargılama yetkisini kendinde görmesi insanda kibir duygusunun köklenmesine neden olmaktadır.  Bizim bilmediğimiz, aklımızın yetmeyeceği hiçbir şey olamaz mantığı ne kadar doğru olabilir ki. Oysa bizim bilmediğimiz meselelerin iç yüzünü sadece ve sadece Allah bilirken, insanın ben bilirim demesi işi çok başka bir boyuta taşır. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir...

Kim Yapacak?

Hepimizin yaşamında ya da çevresinde gördüğü bazı olumsuzluklar ya da rahatsızlık verici yanlışlıklar var. Nedense bunları birilerinin düzeltmesi gerektiğini düşünürüz. Herkes gibi     Niye bu yanlışlıkları düzeltecek kişi biz değiliz de başkaları, acaba bunu hiç düşündük mü?   Toplumdaki her türlü  problemi  tek başıma  çözmem elbette mümkün değil ama hiçbir şey yapmadan sadece şikayetçi olmak yeterli mi, ya da bir şeyi değiştirir mi?  Hemen  hemen her konuda,  hepimizin yapabileceği pek çok şey var. Önemli olan bir şeyler yapma azmine sahip olmak, eleştirmeyi bırakıp harekete geçmek.       İnsanlar çevrenin kirinden, çöpünde şikayet ediyor; toplumun ahlakının bozulduğundan şikayet ediyor; kimseye güvenin kalmadığından şikayet ediyor; ekonomik  adaletsizlikten şikayet ediyor;  ediyor da ediyor...      Ama aynı insan elindeki çöpü yere atarken, basit şeyler için yalan söyler...

Tavırlarımızdaki Ölçü

Karşılaştığımız herhangi bir olay, durum, paylaşım ya da haber karşısındaki tavrımızı neye göre belirliyoruz? Bir şeyi neye göre kabul ediyor, neye göre reddediyoruz?  Herhangi bir konuda karar verirken bilgilerimizi yokluyor, kitaplar karıştırıyor muyuz, bilen birilerine danışıyor, istişare ediyor muyuz; yoksa o anki hislerimiz, heyecanlarımız ve menfaatlerimizin gerektirdiği gibi mi karar veriyor, kabul ya da reddediyoruz? Nedense ikinci söz ettiğimiz kısım daha ağır basıyor sanki? Müslüman bireylerin olaylar ve durumlar karşısındaki tavrı ne olmalı?  Müslüman bireyin tavrı her zaman Kuran ve sünnet ölçüsüne uygun olandır. Tavrımızın Kuran ve sünnet ölçüsüne uygun olması için de bizim Kuran ve sünnet bilgisine en azından günlük yaşamda karşılaşacağımız olaylarla bağlantı kurabilecek kadar sahip olmamız gerekmektedir. Unutmayalım ki ilim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır. Günümüzde hemen hemen her konuda eğitim alan, zaman ve para harcayan insanların birç...

Günah Olarak Yeter

           Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin'in şöyle buyurduğunu söyledi: - Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter.    Kişinin her duyduğunu, sosyal medyada okuduğunu, değişik kanallardan edindiği bilgileri hiç araştırmadan, tahlil etmeden, önünü ardını düşünmeden aktarması hadisi şerifte de ifade edildiği gibi günah olarak  kişiye yeter.  Peki Neden? İşittikleri arasında yalan veya iftira varsa, onları başkasına aktarmakla kendisi de yalan ve iftiraya ortak olmuş olur. Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludur, mutlaka sorguya çekilecektir."                             (İsra, 17/36) İşittiğini aynen muhafaza edebilen insan sayısı da azdır. Onun için pek çok insan, işittiklerini naklederken kendisinden de bir şeyler ilave eder. Ve bu ilâve ettikleri sözlerle de hab...