Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle söylediğini işittim, dedi:
- Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse onu hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle değiştirsin. İmanın en zayıfı da budur.
Emr-i bi’l ma'ruf ve nehy-i ani’l münker ( iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek) ümmete, kitab, sünnet ve icmâ ile sabit olan bir farzdır.
Aile reisinin hanımı ve çocukları için, bir beldede, bu işi kendisinden başka yapacak kimse bulunmazsa o kimse için, iyiliği emir ve kötülükten men etmek farz-ı ayındır.
(Farzı ayn: Mükellef olan herkes tarafından mutlaka yerine getirilmesi îcâb eden farz demektir. Vakit namazlarını kılmak, oruç tutmak gibi...)
Bu vazife çok mühim bir iştir. Cemiyetin düzelmesi ancak iyilikleri emir ve kötülüklerden men etmekle mümkündür.
Ancak, emri bi’l ma'ruf ve nehy-i ani’l münker yapacak kimselerin, kaba, bu işe nefsini karıştıran, sevilmeyen, ve aşırıya kaçan kişilerden olmaması gerekir.
Emir ve nehiy yapacak kimseler, bilgili, edepli, merhametli, emrettiği şeyi kendisi yapan, nehyettiği şeyden kendisi de kaçınan biri olmalıdır.
Eğer emir ve nehiy ettiği şeyler kendisinde de mevcutsa, o zaman önce kendi nefsine emir ve nehiy yapıp ve sonra da aynı şeyleri başkalarına yapmalıdır.
"İnsanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz?" (Bakara: 44)
Zamanımızda emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker vazifesi aşırı derecede ihmal edilmektedir. Ya can ve malımıza, ya makam ve mevkîmize veya insanlar arasındaki itibarımıza zarar vereceği veyahut da emir ve nehiy yapacağımız kişi veya kişileri gücendireceğimiz endişesi ile bu mühim vazifeyi terk etmekteyiz.
Allah'ın rızasını talep edenler, iyilikleri emir ve kötülüklerden nehiy işine ehemmiyetle sarılmalı ve bu hususta hiçbir kimsenin kınamasına aldırış etmemeli ve hiç kimseden korkmamalıdır.
"Allah kendi dinine yardım edene, elbette yardım edecektir." (Hac: 40)
"Yoksa insanlar hiç imtihan olunmadan, iman ettik demekle bırakılacaklarını mı sandılar? Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah doğruları mutlaka ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır." (Ankebut: 2-3)
Emir ve nehiy yapamayışımızın sebepleri şu hadis-i şerifte ne güzel ifade edilmektedir: «Sizi iki sarhoşluk sarmıştır: Yaşama sarhoşluğu ve cehâlet sarhoşluğu. Bundan dolayı emr-i bi’l ma'ruf ve nehy-i ani’l münker yapamıyorsunuz. Kitap ve sünnetle kaim olanlar ilk muhacir ve ensar gibidirler." (Ebu Naim)
Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır: «Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin olsun ki, ya iyilikleri emreder ve halkı kötülüklerden alıkoymaya çalışırsınız, yahut Allah'ın üzerinize bir azab göndermesi yakındır. Sonra Allah'a dua edersiniz de duanız kabul olunmaz.» (Tirmizi)
«İsrailoğullarına (dinî cihetten) arız olan ilk noksanlık (onlardan) bir adam (günah işleyen) bir adamla karşılaşır da: "Bana bak! Allah'tan kork, işlemekte bulunduğun şeyi terk et. Zira o sana helâl değildir" der de daha sonra, ertesi gün ona aynı hâlinde devam ederken karşı gelir, bu hâl kendisini onunla yiyip içmekten, oturup kalkmaktan alıkoymazdı. Onlar böyle yaptıkları vakit, Allah kâlblerini birbirine benzetti» dedi. Sonra şu ayeti okudu: “İsrail oğullarından olup da küfredenlere, Davud’un da, Meryem oğlu İsa'nın da diliyle lânet olunmuştur. Bunun sebebi isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi. Onlar, işledikleri herhangi fenalıktan birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Hakikat yapmakta devam ettikleri (bu hâl) ne kötü idi. İçlerinden bir çoğunu görürsün ki (Peygambere ve mü'minlere olan buğzlarından dolayı) kâfirlerle dostluk ederler. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü (o kötü hareketler) andolsun ne çirkin şeylerdir. (Çünkü onların kazancı) Allah'ın kendilerine gazab etmesi ve onların o azab içinde ebedî kalıcı olmalarıdır. Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu, fâsık kimselerdir”. (Maide)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
«Benden önce Allah'ın hiçbir ümmete gönderdiği bir peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden havarileri ve sünnetine tâbi olan ve emrine uyan ashabı olmasın. Kıssa şu ki sonra onların ardından yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıkları şeyleri yapan bir takım kötü nesiller meydana çıkar. İşte kim bunlara karşı eliyle mücadele ederse o mü'mindir. Kim onlara karşı diliyle mücadele ederse o da mü'mindir. Kim onlara karşı kalbiyle mücadele ederse o da mü'mindir. Ama bunun ötesinde imandan bir hardal tanesi de yoktur.» buyurmuştur. (Müslim)
