Ebu Hureyre (r.a.) den nakledilen bir hadis-i şerifte Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurdular:
“Allah sizin suretlerinize (görünüşünüze) ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, “Birr”, 34)
İmaj ve görüntünün en belirleyici etkenlerden biri olduğu ve bunun için büyük harcamaların yapıldığı günümüzde, Allah Rasulü’nün bize hatırlattığı bu ölçüyü tekrar tekrar okuyup hafızamıza yerleştirmeliyiz.
Allah sizin suretlerinize (görünüşünüze) ve
mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve işlerinize bakar.
Görüldüğü üzere Yüce Allah bu ölçüyle, niceliği değil niteliği, kabuğu değil özü, maddeyi değil manayı, şekle indirgenmiş ameli değil samimi niyeti öncelemekte ve bunu önemsemektedir.
“Gizli ve aşikar her şeyi bilen” (Nahl, 16/19), “kalblerin gizlediklerine vakıf olan” (Gâfir, 40/19) Cenabı Hak katında kalıcı olan, niyetlerimiz ve amellerimizdir. Ceza veya ödüle değer bulunacaklar da bunlardır. Ne izafi ve itibari olan dış güzelliğimiz, ne elimizde emanet olan mal ve servetimiz, ne de ancak faniler için bir değeri olan makam ve mevkimiz ilahi adalet terazisinde yer alacaktır.
Orada tartıya girecek şey, Allah’ın bize lutfettiği bu nimetleri olumlu ya da olumsuz yönde kullanmamız, başka bir ifadeyle bunları değerlendirirken, göstereceğimiz niyet, tutum ve davranışlarımızdır.
Onun için Cenabı Hak, “mal ve çocukların fayda vermeyeceği hesap gününde ancak selîm bir kalbin işe yarayacağını” (Şuarâ, 26/89) bildirmiştir.
Allah Rasulü de, “yapılan işlerin ancak niyetlere göre değer kazanacağını” (Buhari, “İman”, 41) ifade etmiştir. Onun için insanlar sadece “iman ettik” demekle kurtulamayacaklardır. (Ankebût, 29/2) Hatta namaz kıldık, oruç tuttuk, defalarca Hac ve Umre yaptık demek de yeterli olmayacaktır. Acaba bu ibadetlerle ulaşmamız arzu edilen ahlaki niteliklere sahip olabildik mi?
Halkın ve Hakk’ın lehimize şahitlik yapabilecekleri bir düzeye ulaşabildik mi? Mahşer gününde, başta ailemiz olmak üzere kimsenin yakamıza yapışmayacağı bir hayat yaşayabildik mi? Arkamızda kalanlara, hiç tükenmeyen, harcandıkça çoğalan bir ahlak ve fazilet mirası bırakabildik mi? İşte bu sorulara vereceğimiz cevaplar Müslümanlığımızın kalitesini de belirlemiş olacaktır.
Maddi refahımız ve bedenî zevklerimiz için gösterdiğimiz gayretin küçük bir kısmını bu alana taşımamız bile, hesap gününde yüzümüzün ak olmasına yeterli olabilecektir.
Cenabı Hakk’ın neye değer verdiğinin ve hesap gününde neyi ölçü alacağının açık beyanıdır.
Üç günlük dünyada itibar vesilesi olduğu için bakımına azami gayret gösterdiğimiz bedenî varlığımızın, üzerine titrediğimiz servetimizin, ebedi alemde, hesabını vermek zorunda kalacağımız bir yük olduğunu unutmamalıyız.