İnsanoğlu bilim adı altında dünyayı anlamaya çalışırken, yaratılanları inceleyerek kafasındaki sorulara cevap ararken aslında yaratıcısını aramaktır. Kitabı okuyup yazara ulaşma çabasıdır gerçek bilim.
İnsanlar için değersiz ve zararlı görünen bir garip varlık olan sivrisinek bu yazımızın konusu.
Bakara suresi 26. ayette Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur: Allah bir sivrisineği veya bunun üstünde bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İman etmiş olanlar, onun Rableri katından bildirilen bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise 'Allah, acaba bu örnekle neyi kasdetmiştir?' derler. Allah onunla birçoklarını sapıklığa düşürür, birçoklarını da doğru yola iletir. Allah'ın onunla sapıklığa düşürdükleri, fasıklardan başkaları değildir.
Allah Teâlâ, müşriklerin putlarının acizlik ve değersizliklerini ortaya koymak için sineği misal verip (Hacc 22/73), putlara ibâdet etmeyi de örümcek ağına tutunmaya benzetince (Ankebût 29/41) Yahudiler güldüler ve: “Sineğin ve örümceğin ne değeri var ki, Kur’an onları misal getiriyor. Böyle Allah kelâmı olmaz!” dediler. Bu hâdise üzerine bu âyetler nâzil oldu.
“Gerektiğinde sivrisineği, gerektiğinde de bunun üstünde bir şeyi örnek vermekten çekinmez. ” denilerek bu düşünce reddedilmiştir.
Ayette sivrisineğin üstündeki ifadesi çok farklı şekillerde yorumlanmış ve dönemin bilgi birikimini uygun açıklamalar yapılmıştır.
Günümüz görüntüleme teknolojisiyle bu yorumlara yeni bir boyut kazandı çünkü sivrisineğin üzerinde yaşayan başka bir canlı var.
Geçmişte bunu görmek mümkün olmadığı için kastedilenin sivrisineğe göre daha büyük canlılar olduğu düşünülmüş ve bu yönde tefsir edilmiş.
Bugün gelişen teknoloji birlikte mikroskop altında görüntüleme imkanına ulaşılınca kastedilenin başka bir canlı olduğu ortaya çıkmıştır. Resimde gördüğünüz gibi bir çeşit parazit yaşamını sineğe bağlı devam ettiriyor.
İman edenler, Allah ve Rasûlü’ne bağlılıkta sıkıntısı olmayanlar bu misallerin Rableri tarafından indirildiğini, açık ya da gizli büyük hikmetler ihtiva ettiklerini ve inkâr edilmelerinin mümkün olmadığını bilirler. Bu misâller üzerinde derin derin tefekkür ederek hikmetlerinden faydalanmaya çalışırlar. Kâfirler ise, verilen misâlleri küçümseyerek: “Allah, bu basît ve değersiz misâlle ne demek istiyor, acaba?” diye alay ederler. Bunlardan öğüt alacak yerde itirâzda bulunurlar. Ayetin devamında, Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete ulaştırır, şekilde devam ediyor ki o dönemdeki müşrikler bu ayeti duyduklarında ayetteki ifadelerle alay etmişler ve inkarcılardan olmuşlar.
Bugün ise sadece bu ayetteki mucizeyi anlamak hidayet sebebi olarak yeterlidir. 1400 yıl önce çölde yaşayan ve okuma yazma bile bilmeyen bir zatın böyle bir bilgiye sahip olma ihtimali söz konusu bile olamaz. Kur’an’ı Kerimin gönderilen geçmiş ve gelecek ilimlere sahip olan Allah tarafından vahyedildiğini net olarak kanıtlar.
Hz. Muhammed (sav) hak peygamber olduğununun, İslam'ın hak din olduğununun, Kur'an-ı Kerim'in Allah tarafından gönderilmiş kitap olduğunu anlamak için yeterlidir.
Tâbi ki de nasibi olanlara.
