Ana içeriğe atla

Ne Değişti?

Cahiliyeden Günümüze Ne Değişti? 

Cahiliye Devri hakkında kısa bir araştırma yapacak olursanız büyük ihtimalle karşınıza “İslam öncesinde Arap toplumunun yaşadığı döneme verilen addır” şeklinde bir tanım çıkar ve 1500 yıl önce sonlanan bu dönemde halkın putperest olduğu, yaygın olarak kötülüklerin sıradanlaştığı, içkinin fazlaca içildiği, kumar oynandığını, zina yapıldığını, kabileciliğin ve adaletsizliğin hüküm sürdüğünü, kadınların hor görülüp kız çocuklarının diri diri gömüldüğünü görürsünüz. 

Bundan yıllar önce kötülüğün ve ahlaktan uzak davranışların hüküm sürdüğü bir coğrafyaya bir peygamber gönderildi. Bu peygamber, halk arasında el-Emin olarak bilinen Hz. Muhamed (s.a.v)'dir. Bu kadar çirkin davranışın içinde O, ahlakıyla İslam dinini tebliğ etti ve kısa zaman içinde iyiliği, saygıyı, adaleti temel alan bir devlet kurdu. Bununla birlikte de Cahiliye Devri ve kötülükleri geride kaldı. 
Peki şirk koşmak sadece eliyle şekillendirdiği bir tahta parçasına tapmaktan ibaret midir? Paraya, çocuğuna, nefsine, güce tapmak ve onları her şeyin önüne koymak da kendi putuna tapmak değil midir? Kabilecilik dediğimiz şey Kureyşlilerle Haşimoğullarının, Evs kabilesiyle Hazrec kabilesinin düşmanlığından mı ibarettir? Yoksa bir şehri ve insanını hor görmek, bir siyasi grubu kötülemek, bir futbol takımını ve taraftarını dahi küçük düşürmek, kendinden olmayana saygı duymamak ve üstünlük iddiasında bulunmak da kabilecilikle aynı değil midir? Güçlü ve paraya sahip olanın zayıf olanı ezmesi, haksız duruma düşürmesi hatta eziyet edip öldürmesi sizce adil bir toplumda olacak şeyler midir? Dünyada zulüm gören insanların çektiği acıların sebebi de bu değil midir? İçki, kumar, zinanın yayılması, haramların alenileşmesi, “zamanın gereği” olarak değerlendirilmesi...  
Güzel ahlak ve adalet arayışını yıllar önce Mekke sokaklarında Hılful Fudul ile tamamlamaya çalışan aciz insanlarda mı bıraktık? İnsanlık ancak Allah’ın hukukuna riayet ettiğinde abad olur, Allah’ın koyduğu sınırları aştığında ise zelil olmaya mahkumdur. Şimdi iddia edebilir miyiz cahiliye devrinin 1500 yıl öncede kaldığını?


En çok okunanlar

Kim sıkıntı gideriyor?

“ Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.  Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır.   Kim bir Müslümanın ayıbını örterse,  Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.”                   (Ebû Dâvûd, Edeb, 60) Hadis-i şerifte söz edilen sıkıntıları gideren insan olmak için küçük fırsatları değerlendirerek başlayabiliriz. Trafikte, sokakta, iş yerinde, apartmanda karşılaştığımız insanlara biraz daha hoşgörülü olmak, ev halkıyla daha iyi geçinmek, karşılaştığımız insanlara tebessüm etmek, ihtiyaç sahibi biri geldiğinde sadaka vermek, bizden herhangi bir yardım istendiğinde yardım etmek gibi basit fiillerle başlayabiliriz. Bunların dışında başkalarına zararımızın dokunmamasını b...

Arkadaşın kim?

Ebu Hureyre radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:  Kişi arkadaşının dini üzerinedir. Sizden her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına baksın. Kişinin arkadaşındaki ahlâk, güzellik ve iyiliklerden ne varsa ona benzer şeyler, kendisinde de var demektir.  Peki iyi insan kimdir, sorusunu Allah (cc) Kuran-ı Kerimde şu şekilde cevaplıyor : Onlar, Allah´a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.                              (Âl-i İmrân 3) Kişinin arkadaşı kötü biriyse arkadaşında bulunan kötü davranış, ahlâksızlık, yalancılık, boş işler, aşırılıklar da farkında olsa da olmasa da kendisinde de mevcuttur. Çünkü zıtlar uzun müddet bir arada bulunamaz.  Su ateşe dökülünce ya ateş söner ya da su buharlaşarak su olmaktan çıkar. Zıt karakterler  ya ayrılırl...

Maun Suresi Ne Diyor?

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile.  Gördün mü o, dîne (ceza gününe ve âhirete) inanmayanı?  İşte hak dîne ve ceza gününe inanmayan, o kimsedir ki: Öksüzü itip kakar, çaresizin ve yoksulun yiyeceğine dair teşvikte bulunmaz; ne kendisi doyurur, ne de başkalarının doyurması için kayırır.  Vay o namaz kılanların hâline ki, onlar namazlarını gereği gibi ciddi bir vazife olarak yapmazlar.  Onlar ki gösteriş için yaparlar ve yardımlığı sakınırlar (kimseye bir damla şey vermek istemezler .)” Bu sûre bize şunları bildirmektedir: İnsanlar, yaptıkları iyilik veya kötülüğün karşılığını mutlaka görecekler. "Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler." (Sure No:28  Ayet No :84) Herkesin bir gün olup da ettiklerini bulmaları Allahü Teâlâ’nın inanılması gerekli kesin kanunu, hak dînidir. Buna inanmayıp da “Dînin aslı yoktur; öldükten sonra ettiklerimizin mükâfat...

Lâ ( Tercih)

" Lâ ilâhe illallah " ifadesinin anlamını Müslüman bir toplumda dünyaya gelmiş, neredeyse her insan "Allah'tan başka ilah yoktur." olarak bilir. Peki bu ifadenin (kelime-i tevhidin) yaşama yansıması nedir?  Ben Allah'tan başka bir yaratıcı ya da tanrı tanımıyorum, sadece Allah'ı yaratıcı olarak tanıyorum demek ile kelime- i tevhid anlamı tamam oluyor mu? Bu sözü söylemek tek başına yeter mi? Şimdi bu ifade üzerine düşünelim:       Ezan sesini duyuyorsun, aklının bir köşesinden gelen fısıltı namaz kılmak zorunda olduğunu söylüyor, Allah'a olan kulluğunu göstermek zamanı, diyor.  Düşünüyorsun, şimdi kalkacaksın, abdest alacaksın, üstüne başına çeki düzen vereceksin, camiye gitsem mi, evde mi kılsam ya da hiç kılmasam mı?   İnsanın kafasından geçen bu çelişkili haller için işte kelime-i tevhid ifadesi :" lâ (hayır) ilâhe (ilahlara) illallah ( Allah'tan başka). Allah'ın emri ile nefsi arasında tercih y...

Boş Sözler

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Malâyânîyi terk etmek kişinin İslâm’ının güzelliğindendir.  Malâyânî : Din ve dünya açısından faydası olmayan ve Allah rızasını kazanmak bakımından yararlı bulunmayan bütün sözlerdir.  Bir kişinin yediği yemekten, giydiği  elbiseden, evi için yaptığı alışverişten bahsetmesi gibi. Bunları konuşmak mübah olduğu hâlde, din ve dünyaya faydası olmayan sözlerdir. Mübah olan konuşmalar malâyanî olunca haram ve mekruh olan konuşmalar, evveliyetle malâyanî olur. Zaman , boş ve faydasız söz ve fiillerle ziyan edilmemelidir.   « Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. » (Mü'minun: 3)  Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: « Âdemoğlu sabahladığı zaman bütün organlar dilden kifayetli olmasını isteyerek derler ki: Bizim hakkımızda Allah'tan kork! Çünkü bizim istikametimiz sana bağlıdır. Sen istikamette olursan, biz de istikamette oluruz.Sen ...

Tevbe

Tevbe insanın kendi sınırlarına dönüşüdür. Haddini aşarak başkalarının hakkına girmiş ya da Allah'ın sınırlarını aşmış insanın sınırlarına dönüşüdür. Günahlar aynı zamanda insanın zayıf yönünü ya da zaaflarını öğrenme şekildir Sıradan bir insana yapılan bir yanlışlık için bile özür gerekirken, Allah azze ve cellenin emir ve yasaklarını çiğnemek ve üzerine nedamet getirmemek olur mu?   Yanlışlıkta inat etmek aslında kibre kapılmak, büyüklük taslamaktır. Suçundan  vazgeçmeyen, tövbe etmeyen insan ya Allah'ı tanımıyor ya da onun bağışlamasından umudunu kesmiştir. Kişinin günahlarını Allah'ın affından büyük görerek af dilememesi, Allah'ın gafur ve rahim sıfatlarına tezattır. Oysa Allah (cc) kullarını çokça  bağışlayandır, O gâfurdur, rahimdir. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah´ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah´tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işled...

Ahkâm Kesmek

Sözlük anlamı  "çekinmeden herhangi bir konuda kesin yargılarda bulunmak, bilir bilmez konuşmak"  olan ahkâm kesmek hepimizin neredeyse her konuda düşünmeden yaptığı bir hal oldu ne yazık ki. İşin aslı insanın kıt aklına fazla güvenmesi de desek yanlış olmaz . Günümüz insanlarının çoğu ifade özgürlüğü ile ahkâm kesmek arasındaki farkı ya bilmiyor ya da meseleye kendini üstün görmekten kaynaklı bir rahatlık içinde yaklaşıyor.  Duyduğu, tanık olduğu, sosyal medya üzerinden edindiği her konu ama istisnasız her konu hakkında fikir yürütmenin ötesine geçerek, yargılama yetkisini kendinde görmesi insanda kibir duygusunun köklenmesine neden olmaktadır.  Bizim bilmediğimiz, aklımızın yetmeyeceği hiçbir şey olamaz mantığı ne kadar doğru olabilir ki. Oysa bizim bilmediğimiz meselelerin iç yüzünü sadece ve sadece Allah bilirken, insanın ben bilirim demesi işi çok başka bir boyuta taşır. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir...

Kim Yapacak?

Hepimizin yaşamında ya da çevresinde gördüğü bazı olumsuzluklar ya da rahatsızlık verici yanlışlıklar var. Nedense bunları birilerinin düzeltmesi gerektiğini düşünürüz. Herkes gibi     Niye bu yanlışlıkları düzeltecek kişi biz değiliz de başkaları, acaba bunu hiç düşündük mü?   Toplumdaki her türlü  problemi  tek başıma  çözmem elbette mümkün değil ama hiçbir şey yapmadan sadece şikayetçi olmak yeterli mi, ya da bir şeyi değiştirir mi?  Hemen  hemen her konuda,  hepimizin yapabileceği pek çok şey var. Önemli olan bir şeyler yapma azmine sahip olmak, eleştirmeyi bırakıp harekete geçmek.       İnsanlar çevrenin kirinden, çöpünde şikayet ediyor; toplumun ahlakının bozulduğundan şikayet ediyor; kimseye güvenin kalmadığından şikayet ediyor; ekonomik  adaletsizlikten şikayet ediyor;  ediyor da ediyor...      Ama aynı insan elindeki çöpü yere atarken, basit şeyler için yalan söyler...

Tavırlarımızdaki Ölçü

Karşılaştığımız herhangi bir olay, durum, paylaşım ya da haber karşısındaki tavrımızı neye göre belirliyoruz? Bir şeyi neye göre kabul ediyor, neye göre reddediyoruz?  Herhangi bir konuda karar verirken bilgilerimizi yokluyor, kitaplar karıştırıyor muyuz, bilen birilerine danışıyor, istişare ediyor muyuz; yoksa o anki hislerimiz, heyecanlarımız ve menfaatlerimizin gerektirdiği gibi mi karar veriyor, kabul ya da reddediyoruz? Nedense ikinci söz ettiğimiz kısım daha ağır basıyor sanki? Müslüman bireylerin olaylar ve durumlar karşısındaki tavrı ne olmalı?  Müslüman bireyin tavrı her zaman Kuran ve sünnet ölçüsüne uygun olandır. Tavrımızın Kuran ve sünnet ölçüsüne uygun olması için de bizim Kuran ve sünnet bilgisine en azından günlük yaşamda karşılaşacağımız olaylarla bağlantı kurabilecek kadar sahip olmamız gerekmektedir. Unutmayalım ki ilim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır. Günümüzde hemen hemen her konuda eğitim alan, zaman ve para harcayan insanların birç...

Günah Olarak Yeter

           Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin'in şöyle buyurduğunu söyledi: - Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter.    Kişinin her duyduğunu, sosyal medyada okuduğunu, değişik kanallardan edindiği bilgileri hiç araştırmadan, tahlil etmeden, önünü ardını düşünmeden aktarması hadisi şerifte de ifade edildiği gibi günah olarak  kişiye yeter.  Peki Neden? İşittikleri arasında yalan veya iftira varsa, onları başkasına aktarmakla kendisi de yalan ve iftiraya ortak olmuş olur. Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludur, mutlaka sorguya çekilecektir."                             (İsra, 17/36) İşittiğini aynen muhafaza edebilen insan sayısı da azdır. Onun için pek çok insan, işittiklerini naklederken kendisinden de bir şeyler ilave eder. Ve bu ilâve ettikleri sözlerle de hab...